Koluna naklettirdiği "üçüncü kulak" bir yıl içinde vücutla kaynaştı ve normal boyutlara geldi.
<!--media başlangıç--> <!-- media-->
İngiltere’de yaşayan "aykırı sanatçı" geleceğin dünyasına dikkat çekmek için koluna insan dokusundan naklettirdiği üçünçü kulağıyla görenleri şaşırtıyor.
Canlı bir sanat eseri olarak geleceğin dünyasına dikkat çekmek isteyen Stelios Arcadiou, 10 yıl boyunca bu operasyonu yapacak bir doktor aradı. Ancak üç yıl önce aradığı cerrahı bulan ve üçüncü kulağına kavuşan Arcadiou, şimdi de kulağın içine bir mikrofon ve verici yerleştirmeyi planlıyor.
Stelarc lakabıyla tanınan sanatçının kolundaki "üçüncü kulak" bir yıl içinde vücutla kaynaştı ve normal boyutlara geldi.
Sihirbazlık değil... Amerikalı bilim insanları, cisimleri havada tutmanın nasıl başarılabileceğinin yolunu buldu.
Henüz bir cismin havada tutulması gerçekleştirilmedi ancak bilimciler, doğadaki en küçük parçacıkları yöneten ilkelerden oluşan “kuantum mekaniğinin” sır dolu güçlerini kullanarak, bunun nasıl başarılabileceğinin yolunu keşfetti. Harvard Üniversitesi uygulamalı fizikçi Federico Capasso ve ekibinin yaptığı bu çalışma, Nature dergisinde yayımlandı.
YENİ GÜÇ
Küçük nanoteknolojik makineler yapılmasına sağlayabilecek olan bu yöntemde, moleküllerin belirli birleşimleri oluşturularak, birbirlerini itmeleri sağlandı. Bu “yeni gücün” keşfinin, moleküllerin havada tutulmasını sağlayabileceği, sürtünmenin sıfır olduğu küçük, yeni kuşak cihazların yapılmasını sağlayabileceği kaydedildi.
RUSLARIN TEORİSİ
Bu yeni güç, çok küçük cisimlerin birbirlerine yaklaştıklarında birbirlerini çekmeleri esasına dayanıyor. Bir Rus ekibi, moleküllerin doğru bileşimi elde edildiğinde bu gücün tersine dönebileceğini, yani cisimlerin birbirini itebileceğini öne sürmüştü.
AMERİKALILAR KANITLADI
Amerikalı bilimcilerin yaptığı bu deney de Rusların bu varsayımını kanıtladı. Deney sırasında bir sıvı üzerindeki ince altın yüzey, metalik bir yüzey tarafından çekildi ancak ancak silisyumdan yapılan bir başka yüzey tarafından itildiği gözlendi.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Hastanesinde operasyon geçiren bir kişinin midesinden çivi, çay kaşığı, kapı menteşesi, tırnak makası ve mermi çekirdeği gibi yaklaşık 100 parça metal eşya çıkarıldı.
Edinilen bilgiye göre, Ordu'nun Ulubey ilçesinde yaşayan zihinsel engelli Eyüp Tınkır (39), “karnında yabancı cisim bulunduğu” şikayetiyle yaklaşık bir hafta önce OMÜ Tıp Fakültesi Hastanesine getirildi. Tınkır'ın yapılan muayenesinde mide ve bağırsaklarında çok sayıda metal eşya bulunduğu tespit edildi.
Bunun üzerine Prof. Dr. Ali Naki Ulusoy'un gözetiminde bir operasyon gerçekleştirildi. Yaklaşık 7 saat süren operasyon sonucu Tınkır'ın mide ve bağırsaklarından yaklaşık 100 parça metal eşya çıkarıldı.
Tınkır'ın midesinden çıkarılan eşya arasında bulunan çivi, çay kaşığı, kapı menteşesi, tırnak makası, mermi çekirdeği, iğne ve vida gibi metaller ameliyat ekibini şaşırttı.
Ameliyat sorumlusu Prof. Dr. Ulusoy, bunca yıllık hekimlik hayatında metal eşya yutmuş çok kişi gördüğünü, ancak bu kadar eşyanın bir arada bulunduğu bir hastaya hiç rastlamadığını belirterek, “Bu kadar metal yutanı ilk defa görüyorum” dedi.
Ulusoy, hastanın kendilerine ulaşması sonrasında röntgeninin çekildiğini ve çok sayıda metal görülmesi üzerine acil ameliyata alındığını ifade ederek, şunları kaydetti: “Yuttuğu iğnelerden bir kısmı bağırsağı delip karın boşluğuna saplanmıştı. Ayrıca metaller midenin arka yüzünde de bozulmaya ve tahribata neden olmuştu. Geç kalınsaydı daha riskli sonuçlar oluşabilirdi. Zamanında müdahale ile mideyi temizledik. Hastanın şu anda genel durumu iyi. Psikolojik tedavisine de başlandı.”
Hastanın ablası Kadriye Sayan ise kardeşinin bugüne kadar böyle bir alışkanlığı olduğunu bilmediklerini söyledi.
Kardeşini karın ağrısı şikayeti ile Ordu Devlet Hastanesine götürdüklerini anlatan Sayan, “Orada midesinde bazı metal parçaları olduğu söylendi. Bunun üzerine Samsun'a sevk ettiler. Burada gördüklerimize biz de şaşırdık” diye konuştu.
Küçükken geçirdiği bir rahatsızlık sonucu kardeşinin bazı sorunları olduğunu belirten Sayan, aynı şeyi tekrar yapmaması için gerekeni yapacaklarını söyledi.
Japon bilimadamları, bir dizi deneyin düşüncelerini görüntü haline getirdi.
Japon bilimadamları, Kyoto şehrinde bulunan ATR Bilişimsel Nörobilim Laboratuvarları'nda (ATR Computational Neurosciance Laboratories), beyin aktivitesini görsel ortama aktarıp saklamayı başardı. Türkçe'ye çevirecek olursak, bu, düşüncelerin fotoğraf haline getirildiği anlamına geliyor.
Deneyde araştırmacılar önce deneklere "nöron" kelimesinin harflerini tek tek gösterdi. Daha sonra beyin etkinliklerini, özellikle beynin görsel korteksinde olan bitenleri ölçerek, bu harflerin her birinin "düşünüldüğü yerleri" bulup kaydetti. Bu görüntüler bilgisayar ekranına aktarılarak, harfler yeniden oluşturuldu ve kelime haline getirildi. Araştırmacılar, bu deneyin, beyin etkinliğinin başarıyla kayededildiği ilk deney olduğunu iddiasında. Bu teknikle geliştirilecek teknolojinin ucunun, rüyaların kaydedilmesine ve düşünce projeksiyonuna varacağı umuluyor.
Gününü bilgisayar başında geçirenler mutlaka bu önerileri okumalı.
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özlem Evren, bilgisayar başında çalışanlarda gözlerde yorgunluk hissi, yanma, batma, kızarıklık, bulanık görme ve baş ağrısı gibi şikayetler ortaya çıkabildiğini belirterek, 'Bilgisayarda 20 dakika çalıştıktan sonra, gözleri kapatarak ya da uzağa bakarak 20 saniye dinlenmek gözleri korur' uyarısında bulundu.
Evren, uzun süreli bilgisayar kullanımından kaynaklanan, 'Ekrana Bakma Sendromu' olarak adlandırılan sorunların, göz sağlığını tehdit ettiğini vurguladı.
Günde 6 saatten fazla bilgisayar başında çalışanların yüzde 75'inde, zaman içinde gözlerde yorgunluk, yanma, batma, kızarıklık, bulanık görme ve baş ağrısı gibi şikayetler görüldüğünü anlatan Evren, 'Buradaki dikkat çekici nokta, bu sorunların daha önce göz sağlığı yerinde olanlarda ortaya çıkması' dedi.
Evren, erişkinlere yönelik de şu tavsiyelerde bulundu:
-Teşhis edilmemiş bir kırma kusuru açısından göz muayenesinden geçmeleri yararlı olur.
-'20-20' kuralına uymak yararlıdır. Bilgisayarda 20 dakika çalıştıktan sonra, gözleri kapatarak ya da uzağa bakarak 20 saniye dinlenmek gözleri korur.
-Bilinçli olarak gözleri kırpmak göz yaşı kaybını azaltır.
-Bilgisayar ekranı göz hizasının altında olmalıdır. İdeali, bilgisayar ekranının orta noktasının, göz hizamızın 8-10 santimetre altında olmasıdır.
-Fazla yansımaya neden olacağı için bilgisayar ekranı pencereye dönük olmamalıdır. Daha ideali yansıma yapmayan ekran kullanmaktır.
-Çalışma ortamı fazla aydınlatılmamalıdır. Aşırı aydınlatma yapan masa lambalarından kaçınmak gerekir.
-Ekrandaki yazıların netliği ve rengi önemlidir. Görüntü yenileme frekansı yüksek ekranlar daha kolay okunabilir görüntü sağlar. Ayrıca beyaz zemin üzerine siyah yazı karakterleri, siyah zemin üzerine olanlardan daha az yorucudur.
-Çalışma ortamındaki havanın fazla kurumasını önlemek ve nemlendirmek çalışma konforunu artırır.
-45 yaş üzerinde ve yakın gözlüğü takma ihtiyacı olanlarda yakın gözlüğü dışında, bir de bilgisayar ekranına odaklanan 'Bilgisayar Gözlüğü' kullanılması, ekrana aşırı yaklaşma gerekliliğini azaltır, okuma kolaylığı sağlar.
-Tüm bu önlemlere rağmen gözlerde kızarıklık, batma, yanma şikayetleri oluyorsa, koruyucu içermeyen yapay göz yaşı damlaları kullanılabilir.
-Sorunlar erken dönemde fark edilir ve gerekli basit önlemler alınırsa, kalıcı hale dönüşmesi önlenir.
Göktaşları hayatın ortaya çıkmasında önemli rol oynamış
Paris - Meteoritlerin (göktaşlarının), yeryüzünde hayatın ortaya çıkması konusunda çok önemli işlev üstlendiği bildirildi.
"Nature Geoscience" dergisinin son sayısında yayımlanan makaleye göre, Japon bilim adamları meteoritlerin hayatın oluşmasındaki etkisini laboratuvar ortamında inceledi."Kondritik meteoritler" organik moleküllerin ortaya çıkması için elzem olan karbon, demir ve nikel elementlerini ihtiva ediyor.
Yoşihiro Furukava başkanlığındaki araştırmacılar, "kondritik meteoritlerin ilkel okyanusa düştükleri şartları yeniden oluşturdular." Bu amaçla, bu kimyasal elementleri 6 saat boyunca 450 dereceye kadar ısıtıp yüksek hızlara çıkardılar.
Araştırmacılar, deneyler sonucunda aralarında aminoasit ve yağ asitlerinin de bulunduğu çok sayıda organik molekül oluştuğunu görünce, ilkel yeryüzüne düşen meteoritlerin tetiklediği sentezlerin, organik moleküllerin oluşumunda önemli rol oynadığına hükmetti.
Furukava ve arkadaşları, hayatın gelişmesi için gerekli organik moleküllerin çoğunun, karbon ve demir içeren dünya dışı cisimlerin milyarlarca yıl önce ve milyonlarca yıl boyunca okyanuslara düşmesiyle oluştuğu sonucuna vardıklarını belirtti.
Dünyanın 4,5 milyar yıl önce oluştuğu tahmin ediliyor. Hayatın başladığı ilkel okyanusun da yeryüzünde sıcaklığın azalıp atmosferdeki buharın yoğunlaşmasıyla 4,3 milyar yıl önce oluştuğu düşünülüyor.
Mars'ta kaya parçaları örtüsünün altında bulunan 2 bin 250 km genişliğindeki kütle yeni bir heyecan yarattı
Amerikalı bilim adamları, Mars'ta kaya parçaları örtüsünün altında çok geniş buz tabakaları keşfettiklerini açıkladı.
Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesinin (NASA) California eyaletindeki Pasadena'da kurulu Jet Motorları Laboratuvarından yüzey radar cihazı ekibi üyesi Ali Safaeinili, elde ettikleri sonuçların buzun varlığına kanıt olduğunu belirtti.
Austin'deki Texas Üniversitesi Yer Bilimleri Fakültesinden John Holt da elde edilen bulgularla ilgili olarak Science dergisinde yazdığı makalede, geniş buzul kitlelerinin Mars'ın kutup bölgelerinde olmadığını belirterek, "İncelediğimiz tek bir buzul tabakası, Los Angeles kentinin üç katı genişliğinde ve 3 km kalınlığında, belki daha fazla" diye konuştu.
Holt, buzul tabakalarının bilimsel değerinin dışında, Mars'ın gelecekteki keşfinde önemli bir su kaynağı olabileceğine işaret etti. Amerikalı uzmanlar, Mars'ın güney yarıküresindeki Hellas havzasındaki muazzam buzul kitlesinin 2250 km genişliğinde ve 5 km kalınlığında olduğunu belirterek, yaklaşık 4 milyar yıl önce büyük göktaşının gezegenin yüzeyine çarpmasıyla oluştuğunu düşündüklerini kaydetti.
Makaleyi yazan Holt ve ekibin 11 diğer üyesi, Mars Odyssey uzay aracıyla yapılan yüzey radar incelemelerinde kuzey yarıkürede de benzer oluşumlar belirlediklerini ifade etti.